Kitabu`d-Dürer-2 ve Tercümesi
12,00 YTL
Tercüme:Molla Abdulmennan ÖZMEN
Ebat:13.50*19.50 Sayfa:270, Şamua Kağıt,İplik Dikiş ARAPÇA+TÜRKÇE
Kitabud-Düreril-Mustafa Fi Ecvibeti Mesâile Mâ Kad Hefa ve Tercümesi
(Gayri Müslimlerle Dostluk ve Diyaloga Dairdir.)
سْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ
اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ اْلعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ
Bütün peygamberân-ı izâmın ümmetlerini sakındırdıkları büyük Âhirzamân fitnesi, günümüzde her yeri ve herkesi dehşetle sardığı hâlde; insanlar suyun içindeki balıklar gibi bu dehşetten habersiz yaşamaktalar. Bu fitne, istisnâsız herkesi kuşatan günâhlar zincirinden öte, Müslümanların îmânını kökünden söküp alan bir ma’nevî kasırgaya dönmüştür. İnsanlar İslâm dîninin temel kaynaklarından mahrûm bırakıldığı için, bütün dünyâyı kontrol altına alan zındıka komitesinin sinsi oyunlarının arkasındaki gerçeği görememekte; dolayısıyla da yapılan korkunç propaganda bombardımanının te’sîri altına girerek inancını zedelemekte veyâ kaybetmektedir.
Bilhassa ülkemizde son yıllarda büyük bir salgın hâline gelmiş bir cereyân, ma’lûm merkezlerin ürettiği menfî havayı neşretmek sûretiyle Müslüman milletimizin evvelâ inancına zarâr vermekte, arkasından ise bin yıllık vatan topraklarının elimizden çıkmasına zemîn hazırlamaktadır. Uyanık bir Müslüman, o çevrelerin yaydığı zehirli görüşleri soru hâline getirerek Şark’ın değerli âlimlerinden Es-Seyyîd Mustafa El-Bedevî Efendi’ye tevcîh etmiş.
Hazırlanan soruların bir kısmına bakınca, size de ne kadar âşinâ geldiğini göreceksiniz:
“Bir Müslümanın kâfir ile dostluk yapması, ona sadâkat gösterip onu sevmesinin hükmü nedir? Bu câiz midir, değil midir?
“Bir kimse mücerred, yalnız ‘Lâ ilâhe illallah’ dese ve ‘Muhammedün Resûlüllah’ cümlesini eklemezse, ona inanmazsa, acaba bu kimse ehl-i tevhîd ve ehl-i necât olabilir mi; yoksa olamaz mı? Cehennem’den kurtulur mu?
“Acabâ Yahûdî ve Hıristiyanlar ehl-i tevhîd midir? Onlar ehl-i Cennet midir? Onlar Peygamber Efendimiz (sav)’i inkâr ettikleri ve onu kendilerine peygamber olarak kabûl etmedikleri halde, hem Kur’ân-ı Azîmüşşân’ı da inkâr edip kendilerine kitâb olarak geldiğini kabûl etmedikleri hâlde yine ehl-i necât, ehl-i Cennet sayılırlar mı?
“Ba’zı kimseler, ‘Müslümanlarla, Yahûdî ve Hıristiyanların kardeşliğini te’mîn etmek emelimizdir’ diyorlar. Cenâb-ı Hakk’ın ‘Sâdece mü’minler kardeştirler’ kavl-i kerîminden murâd-ı İlâhî nedir? Ya’nî, yalnız mü’minler mi birbirinin kardeşidir? Yoksa, Müslümanlarla Yahûdî ve Hıristiyanlar arasında da kardeşlik te’sîsi mümkün müdür?
“Ba’zı kimseler diyorlar ki: ‘Şu anda Yahûdî olan bir kimsenin, Hz. Îsâ (as)’a ve İncîl’e, veyâ Hz. Muhammed (sav)’e ve Kur’ân’a îmân etmesi lâzım değildir. Belki kendi Yahûdiyyet inancı ve kendi dîni üzere kalması ona kâfidir ve bu kimse aynı zamanda ehl-i tevhîd ve ehl-i necât sayılır.’ Bu şekilde inanmak, doğru ve sahîh midir?
“Allah yolunda, ya’nî i’lâ-yi kelimetullah ve Kur’ân’ın hâkimiyyeti için cihâd şu anda farz mıdır? Yoksa, cihâd İslâm’ın başlangıcında farz idi de sonra bu farziyyet nesh mi oldu?
“Bir adam diyor ki: ‘Kur’ân-ı Kerîm’de Yahûdîler ve Hıristiyanlar hakkında çok şiddetli âyetler var. Yahûdî ve Hıristiyanların bulunduğu bir mecliste sakın o âyetleri okumayın. Çünkü, Yahûdî ve Hıristiyanların Kur’ân hakkında ve Müslümanlar hakkında adâvetleri artar, daha ziyâde muannid olurlar ve size karşı düşmanlıklarını izhâr etmeye başlarlar. Belki onları hoşgörüyle karşılamak lazım. Ayrıca o âyetlerdeki şiddet; Asr-ı Saâdetteki ba’zı azgın Yahûdî ve Hıristiyanlar hakkındadır, bizim zamanımızdaki Yahûdî ve Hıristiyanlara şâmil değildir, onlara bakmıyor.’ İşte bu adamın bu sözleri, bu inancı doğru mudur, değil midir? Acabâ böyle inanan kimselerin hükmü nedir?”
Sorulara cevâb veren Es-Seyyîd Mustafa Efendi, her fen ve her ilimde ihtisâs sâhiblerinin konuşabileceğini söyledikten sonra, “Dîni ilimlerde, Kur’ân’da, hadîsde ve fıkıhta tam ihtisâs sâhibi olmayan bir kimsenin bu konularda sözü geçersizdir. Bu İslâmî ilimlerin ehl-i ihtisâsı ise başta Peygamber Efendimiz (asm), sonra sahâbe-i kirâm, sonra tâbiín ve tebe-i tâbiínin müctehid imâmları ve ehl-i sünnetin imâmları ile müfessirîn-i izâmdır. İşte dîni konularda bu ehl-i ihtisâsın sözleri geçerlidir.
Diğer ilmî konularda bir kişi ne kadar ehl-i ihtisâs da olsa, mesâil-i dîniyede ve fetvâ mes’elesinde sözü beş para etmez” diyerek; günümüzde zındıka komitesinin sinsi propaganda cümlelerini şuûrsuzca Müslümanlar arasına yaymaya çalışan haddini aşmışlara şu gerçek ihtisâs ehlinin delîlleri ile muknî cevâblar veriyor.
Îmânın ta’rîfini yaparken, “Hazret-i Muhammed (sav)’i tasdîk etmek; ya’nî onun peygamberliğine kalben inanmak ve bu îmânı lisân ile ikrâr etmektir” hükmünün değişmez şart olduğunu söyleyen Es-Seyyîd Mustafa Efendi; A’râf Sûresindeki 156-157. âyetlere göre de “ehl-i necât” olabilmek için şu dört şartın gerektiğini belirtmiş:
“1- Hazret-i Muhammed (sav)’e îmân etmek.
2- Ona ta’zîmde bulunmak.
3- Onun dînine yardım etmek.
4- Ona indirilen Kur’ân-ı Azîmüşşân’a îmân edip tâbi’ olmaktır.”
Müellif diyor ki: “Eğer kişinin îmânı ulemâ-i İslâm’ın ta’rîf ettiği şekilde değilse, o makbûl bir îmân sayılmaz. Yoksa, kâfirlerin ekserisinin îmân ettiğine hükmetmek lâzım gelir. Hem Beyine Sûresinin 6. âyetine göre, ehl-i kitâbdan ve müşriklerden olan kâfirler, kıyâmet gününde ebedî Cehennem’dedirler veyâ şu anda dünyâda dahi onlar ateştedirler.”
Ehl-i küfrün aslâ Müslümanlarla kardeş olamayacağını, ancak mü’minlerin biribiriyle kardeş olduğunu; bu kardeşliğin de ancak îmân ve İslâm bağı ile mümkün olabileceğini ifâde eden Es-Seyyîd Mustafa Efendi, Yahûdîlik ve Hıristiyanlık için “hak dîndir” diyen kişiler hakkında da İslâmın hükmünü açıklayarak; “Onlar gibi kâfir olur. Eğer böyle inanan bir kimse tevbe etmeden ölürse, ebedî Cehennem’e gider” demektedir.
İslâmın değişmez bir emri olan “cihâd” hakkındaki yanlış kanâatlar için ise, “Cihâd-ı dînî, Cenâb-ı Hakk’ın farz kıldığı zamandan bu vakte kadar devâm edegelen bir farz-ı kifâyedir” diyen müellif, fıkhın şu hükmünü eklemiş:
“Her senede en az bir defa cihâdın yapılması lâzımdır. (Bu farz-ı kifâyedir.) Çünkü, bir seneden fazla cihâda ara vermek, düşman olan küffârın güç kazanmasına sebeb olur, Müslümanlara hücûm ederek gálib gelme ümitlerini arttırır ve onları Müslümanlara karşı cesâretlendirir. Eğer bir sene içinde cihâda bir defadan fazla ihtiyâc hâsıl olursa, o zaman cihâda tekrâr gitmek Müslümanlar üzerine farz olur. Zîrâ, cihâd-ı dînî, farz-ı kifâyedir, ne zamân ona ihtiyâc olursa, cihâda gitmek Müslümanlara farz olur.”
Müslümanların içine sokulmak istenen dehşetli bir inkâr fitnesine karşı İslâmın temel değerleri ile cevâb veren Es-Seyyîd Mustafa Efendi’nin bu kıymetli çalışmasını neşre hazırlayan Yayınevimiz, ülkemiz için büyük tehlike arz eden bu tür beşinci kol faaliyyetleri karşısında okuyucularını îkáz vazîfesini yerine getirmektedir.
Gayret bizden, tevfîk Cenâb-ı Hakk’tandır.
Rahle Yayınları