E-mail Adresiniz
Şifreniz
İ’CÂZU’L-KUR’AN - 1 ÇIKTI   ÂL-İ İMRAN SURESİ 98-112. AYET-İ KERİMELERİNİN HER ASRA BAHUSUS BU ASRA BAKAN VECH-İ İ’CAZI

Detaylar
BİZDEN HABERLER
HAŞİR RİSÂLESİ-MUKKADİME-İKİNCİ İŞÂRET VE ŞERHİ ÇIKTI (Fiyatı: 12 TL)

                               بِسْـــمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحيِمِ     

            اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ اْلعَالَمينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلىَ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلىَ الِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعيِنَ



Cenâb-ı Hak’kın tevfîki ile kaleme aldığımız “Onuncu Söz Haşir Risâlesi, İkinci İşâret’in Şerh ve Îzâhı” adlı bu eserimiz, nübüvvet müessesesinin vazîfelerini tekvînen ve teklîfen, ta’bîr-i diğerle aklî ve naklî delîllerle îzâh ve isbât etmektedir.

Kezâ bu eserimiz; Ma’bûd, İlâh, Cemîl, Kâmil, Rab, Sultân, Vâhid, Samed, Ehad, Ganiyy, Meşhûr, Sâni’, Mün’ım, Hakîm, Ma’rûf, Vedûd, Dârr ve Nâfi’ gibi isimlerin ve bu isimlerin menba’ları olan sıfatların nübüvvet müessesesini nasıl iktizâ ve istilzâm ettiğini îzâh ve isbât etmektedir. Zîrâ, her bir isim ve sıfat-ı İlâhiyye birer hazîne hükmünde olduğundan, o sıfat-ı kemâliyye ve cemâliyye ile muttasıf olan Zât-ı Zülcelâl, murâd etti ki, birer elçi ve muallim olan peygamberleri göndersin. Tâ ki, o esmâ ve sıfatın ma’nâlarını nev’-i beşere ta’lîm etsinler. Böylece o Hakîm-i Ezelî, onlar vâsıtasıyla, nev’-i beşerin yüzünü kesretten vahdete, şirkten tevhîde, tâğûta kulluktan Ma’bûd-i Hakíkí’ye kul olmaya, fânî âlemden bâkí âleme çevirsin. Böylece o Zât-ı Zülcelâl’in hikmet-i hakíkıyyesi de tahakkuk etmiş olsun.

Evet, hikmet-i ezeliyye sâhibi Zât-ı Zülcelâl’in, şu kâinâtı yaratmasında pek çok gáye ve makásıdı vardır. Bu gáye ve makásıdın en ehemmiyyetlisi iki noktadır:

Birincisi: Yarattığı her hârika masnûu ile, her biri birer hazîne hükmünde olan bin bir isim ve sıfatını tanıttırmak; mukábilinde nev’-i beşerden îmân istemektir.

İkincisi: Şu kâinât çarşısında sergilediği ni’metleriyle de, bin bir isim ve sıfatıyla Kendisini sevdirmek; mukábilinde, nev’-i beşerden şükür ve ibâdet istemektir.

İşte bu iki ehemmiyyetli noktanın tahakkuku için peygamberleri göndermek, o hikmet-i ezeliyyenin muktezâsıdır. Zîrâ, nev’-i beşer, tek başına bu hakíkatleri çözmesi ve mûcibince amel etmesi mümkün değildir.

Bu yüksek vazîfeyi bütün peygamberler içinde en mükemmel bir sûrette îfâ eden, hiç şübhesiz Muhammed-i Arabî (asm)’dır. O hâlde, “Risâlet-i Muhammediyye (asm) olmasa idi, şu kâinât da olmazdı” denilebilir ve denilir ve öyledir.

Hem muallimsiz bir kitâb, ma’nâsız sahîfelerden ibâret olduğu gibi; şu haşmetli kitâb-ı kebîr-i kâinât da şâyet muallimsiz olsa, elbette ma’nâsız sahîfelerden ibâret olur. Bütün ehl-i akıl ve naklîn ittifâkı ile, şu kitâb-ı kebîr-i kâinât, elbette bir muallim, bir dellâl, bir rehber, bir vassâf, bir teşhîrci ister. İşte mezkûr sıfatlarla muttasıf zevât-ı âliyye, hiç şübhesiz peygamberân-i izâm ve onların reisi olan Resûl-i Ekrem (asm)’dır.

Demek, şu muhteşem kâinâtı, çok ma’nâları ifâde eden bir kitâb şeklinde yazan bir Kâtib-i Ezelî, elbette bilerek iş yapar. Mâdem bilir; elbette başta nihâyetsiz ilim ve hikmet sıfatı olmak üzere, bütün isim ve sıfatlarının ma’nâlarını ve neye delâlet ettiklerini ders vermek için, kendi katından elçileri ve muallimleri göndermesi; bütün esmâ ve sıfatının, husûsan “Alîm” ve “Hakîm” isimlerinin muktezâsıdır.

Mâdem bütün esmâ ve sıfat-ı İlâhiyye, nübüvvet müessesesini iktizâ ve istilzâm eder. Öyle ise, bir peygamberi inkâr etmek, bütün esmâ ve sıfat-ı İlâhiyyeyi inkâr etmek ve bu esmâ ve sıfata şerîk koşmak hükmüne geçer. İşte Nisâ sûresinin 151. âyet-i kerîmesi bunu sarâhaten ifâde eder.

Demek, nasıl ki şems, ziyâ vermeksizin olmaz; öyle de bütün esmâ ve sıfat-ı İlâhiyye de risâletsiz, bâhusûs Risâlet-i Muhammediyye (asm) olmaksızın olmaz. O hâlde, zerreden Arş’a kadar her şey, ma’nen

                                

                                 مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّهِ لاَاِلهَ اِلاَّ اللّهُ


diyerek bu kelime-i mübârekeyi söylüyorlar ve o Zât-ı Ekrem (asm)’ın vazîfesini tebrik ediyorlar. Zîrâ, onun risâletiyle her şeyin ma’nâsı ve hakíkati zuhûr etti. Öyleyse biz de hakíkí ma’nâda o kelime-i mübârekeyi kalb ile tasdîk edip, dil ile ikrâr etmek sûretiyle kâmil bir îmânı elde edelim. Kur’ân’ın ta’rîf ettiği şekilde şirkin bütün envâından kurtulalım. Böylece selâmet-i kalb ile kabre girip saâdet-i ebediyyeye ve rü’yet-i cemâlullaha nâil olalım.

Yâ Rab! Kusûrumuzu affeyle. Bizi huzûruna kabûl eyle. Resûl-i Ekrem (asm) hürmetine maddî ve ma’nevî sıkıntılarımızı bertaraf eyle. Kendine hakíkí kul, o zât-ı Ekrem (asm)’a da hakíkí ümmet eyle. Bizi o re’fetli Nebî’nin şefâatine nâil buyurmak sûretiyle bizden râzı ol. Âmîn…

                                El-Hâc Molla Muhammed Ali DOĞAN

 

1 Aralık 2009 Salı - 

anasayfa | hakkımızda | enstitü | kullanım şartları | teslimat şartları | gizlilik sözleşmesi | bize ulaşın
Copyright (C) 2008 BMB Yayın Grubu
Risâle-i Nur, şerh, îzâh, tahşiye